Bizi takip edin

Röportaj

UCM’de yargılanmaktan kaçmak istiyor

->

-> 5

‘AB ile düşman olmanın iki nedeni var. Birincisi; ‘Evet’ oylarını devşirmek. İkincisi: Savaş suçlarından yargılanmadan kurtulmak. Suçların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gitme durumu olacak. Lahey ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gider. Bütün bunları AB’den dışlanmayı provoke etmek için yapıyor

AKP, Mavi Marmara davasını İsrail’e sattı. Olan o şehitlere oldu. Filistin halkını da sattılar. Rusya ile aynı pazarlık oldu. Olan Rusya ile yapılan ticari anlaşmanın kurbanı esnaflara, inşaat şirketlerine, gıda satanlara, turizmcilere oldu. AKP bir şekilde Avrupa’dan da özür dileyecektir.’

Günay Aksoy

AKP iktidarı referandumda ırkçı ve dinci oylarını artırmak için Türkiye’nin asırlardır kapısında beklediği Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile krizi derinleştirdi. Rusya’dan özür dileyerek, Suriye’de operasyon izni alan AKP, Yunanistan ile Kardak krizi çıkardı. Ardından Almanya ve Hollanda ile bir krizin içine sürüklendi. Kriz büyüyünce, AB’ye karşı mülteciler şantajına sarılarak, mültecilere insan olarak değil, dış politika aracı olarak baktığını gösterdi. Gelişmeleri HDP Amed Milletvekili ve NATOPA Başkanı Ziya Pir’e sorduk. Pir, AKP’nin Türkiye’yi AB ile ilişkilerini kesmek için sunni krizler yarattığına dikkat çekti. AKP’nin mağduriyet yaratmaya çalıştığını kaydeden Pir, AB’den uzaklaşmasının nedenini de Kürdistan’da ve Türkiye’de yarattığı hak ihlallerinden yargılanmamak olmasına bağladı.

* AKP’nin Hollanda ve Avrupa ile yaşadığı krizin amacı nedir?

AB’ye üye olma yolundasınız, ortağısınız. NATO ortağısınız. Şimdi bir ülke düşünün, kendi egemenlik sahasına girmenizi yasaklıyor Hollanda. Siz diyorsunuz ki egemen bir ülkesiniz ama egemenliğinizi tanımıyorum. Çünkü uçağın inişi yasaklanıyor ve köylü kurnazlığıyla karadan girmeye çalışıyorsunuz. Birkaç konvoy yapıyor AKP’liler Hollandalı polisleri şaşırtmak için. Bunu yapan bir eşkiya değil bunu yapan bir Bakan. Normal’de eşkiyalar bunu yapar ama Türkiye’de Bakanlar bunu yapıyor. Hollandalılar da Bakanın kulağından tutup geri gönderdi. Diplomaside bu büyük bir kriz. Türkiye, Hollanda’yı hiçe saydı. Hollanda’nın tavrı haklı bir tavırdır. Türkiye diplomasi mekanizmalarını işletebilirdi ancak bunu yapmadı. AKP hükümeti Hollanda’ya efelendi. Böylece Türkiye’yi de dünyaya rezil etti. HDP olarak prensipte hiç kimsenin konuşma, kendini ifade etme özgürlüğünün kısıtlanmasına normal bakamaz ve eleştiririz. HDP dünyanın her yerinde ifade özgürlüğünün arkasında. Bu özgürlüğü sadece HDP için değil AKP için de isteriz. NATOPA başkanıyım. NATO, ülkelerin güvenliğini sadece silahla korumaz. NATO aynı zamanda üye ülkelerinin demokrasiyi savunma birlikteliğidir.

Birilerine yani burda AKP’li bakanlarına ve milletvekillerine o özgürlüğü tanıyor fakat bu özgürlük AKP’liler için kullanılıyor. Demokratik özgürlükler, demokrasi ayağını, hukukun üstünlüğü aygıtını ve mekanizması şunun için kullanıyor: Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yok etmek için kullanıyor ya da kısıtlamak için kendi ülkesinde bu büyük bir sıkıntıdır. 16 Nisan da “Evet” çıkarsa eğer ve bu oyların bir kısmı yani “Evet”çilerin belirleyici bir kısmı Avrupa’dan gelirse o zaman ben HDP’li olarak Avrupalılara soracağım siz demokrasinin kısıtlanması için böyle bir propagandaya niye izin verdiniz. Madem NATO ülkeleri, Avrupa ülkelerinin değerleri vardır. Demokrasi ve hukuk değerleri üye ülkelerde demokrasinin savunulması müdafaa edilmesidir. O zaman sen demokrasinin kısıtlanmasına yol açan referandum propagandasına neden izin verdin. Avrupa ülkeleri, eğer izin verseydi bir nevi suçlu duruma düşmüş olurdu. Buna Avrupa izin veremez, verirse kendi değerleri ile ters düşmüş olurdu. Hollanda, Almanya, Danimarka ile aramızda diplomatik kriz var, bu bir krizdir. Türkiye iki nota vermiştir, özür dilesin demiştir. Ama aynı zamanda Hollanda da “benim egemenliğimi hiçe saydın sen özür dileyeceksin”, elbete bu bir krizdir. Avrupa ülkeleri, NATO ülkeleri eğer AKP’nin bu propagandasına izin verirse kendi demokratik hukuk üstünlüğü ilkeleri ile ters düşmüş olur ve bu değerlerin yok sayılmasına katkı sunmuş olurdu.

* AKP iktidarı daha çok Avrupa değerlerinin propagandası üzerinden iktidar oldu. Yüzü Avrupa’ya dönüktü ama şu an Avrupa değerlerinden uzaklaştığını görüyoruz. Peki neden? Giderek bir kopuş mu yaşanıyor sizce?

Bunun iki nedeni var birincisi; AKP kazanmak istiyorsa bir düşman üretmek durumundadır, siz düşman üretirseniz, karşınıza ortak bir düşman koyarsanız, o zaman kendi kitlenizi etrafınızda kenetleyebilirsiniz. Çok fazla tutmadı. Kürt düşmanlığı üzerinden yaptılar tamam kısmen tuttu. Ama bu yeterli gelmiyor, onlar da görüyor, “hayır” halen önde. Bu nedenle bir dış düşman, öcü yaratma durumundalar bunu da bazı Avrupa ülkeleri üzerinden yapmak istediler. bu olayı kaşıdılar, özellikle proveke etmek istediler, bilerek, sadece ve sadece evet oylarını yükseltmek için bunu kullandılar. Bir düşman üretip içerde evet oylarını yükseltmek, milliyetçi kısmı arkalarına almak… İkincisi; burda başka bir şey daha var tabi ki biliyorsunuz son günlerde BM raproları yayınlandı ve denildi ki Türkiye’de 500 bin kişi yerinden yurdundan edindi, 2000 kişi katledildi ondan sonra bazı yerler haritandan yok oldu, silindi gibi böyle şeyler oldu ve araştırılması isteniyor bu durumları. şimdi bu nereye gidecek, bu araştırmalar er geç yapılırsa eğer Türkiye bir şekilde buna izin verirse ya da Türkiye’ye rağman birileri bunu yaparsa o zaman suçların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) gitme durumu olacak. Lahey ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gider. AİHM’e şu an Türkiye üye, Avrupa Konseyi’ne üye olduğu için orda, Türkiye biraz da Avrupa Konseyi’nden dışlanmayı, AB’den dışlanmayı provoke etmek için bunları yapıyor. Kendisi çıkmıyor, işte ben AB’den çıkmak istiyorum demiyor. Türkiye diyor ki “birşeyler yapalım da onlar bizi çıkarsın. Hem mağdur olalım hem de bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi mahkemelerden kurtulalım.” AKP’nin ve Erdoğan’ın uzun vadeli planları arasında işlediği savaş suçlarından yargılanmamak için AB’den kurtulma oyunlarıdır. AB ile düşman olmanın iki nedini var. Birincisi; ‘Evet’ oylarını devşirmek. İkincisi: Yargılanmadan kurtulmak.

‘AKP özür dileyecektir’

* İktidar olmak için AKP her dönem suni krizler yarattı. Daha önce İsrail ve Rusya ile sorunlar yaşadı. Ardından geri adım attı. AB ile yaşanan krizde geri adım atar mı?

AKP bir şekilde Avrupa’dan da özür dileyecektir. AKP amacına ulaştıktan sonra yapacağı şey yoktur. AKP’li yazarlar açıklama yaptı. Hollanda ile yaşanan krizin ardından “Evet” oylarının arttığının açıklaması oldu. Bir mağduriyet yarattılar, oylarını çoğaltılar. Bunu istiyorlardı. Bakan Zeybetçi, yaptığı açıklamada Hollanda ile yaptırım yapma noktasına gelmediklerini söyledi. Burada siyasi amaçları oy devşirmek ve gerginliği tırmandırmaktı. HDP olarak, İsrail’le ve Rusya ile de ilişkiler düzeltilsin. Çünkü biz halkların birbirleriyle iyi geçinmesini isteyen bir partiyiz. O zaman bize “siz hainsiniz” demişlerdi. İlişkileri düzeltmek için Selahattin başkan Moskova’ya gitmişti. Ona da “hain” demişlerdi. Daha sonra ise Rusya’ya çiçekçi böcekli mektuplar göndererek özür dilemişlerdi. AKP, Mavi Marmara davasını İsrail’e sattı. Olan o şehitlere oldu. Hem de Filistin halkını sattılar. Rusya ile aynı pazarlık oldu. Olan Rusya ile yapılan ticari anlaşmanın kurbanı esnaflara, inşaat şirketlerine, gıda satanlara, turizmcilere oldu. 2015’te Almanya halkının yüzde 6’sı Türkiye’ye gelmişti. 2016 yılında bu rakam yüzde 4’lere düştü. 2017 için beklenti yüzde 2’dir. Bunlar AKP’nin kriz yaratmasından dolayıdır. Olan her zaman emekçilerine, ekonomisine ve halkına olmuştur. AKP’liler ise kazanmıştır. Hollanda Türkiye’ye doğrudan ticari yatırım yapan ülkelerin başında yer alır. Bu krizden yine halk etkilenecektir. Türkiye artık AKP’yi kaldıramıyor. AKP’nin bir an önce Türkiye’nin yakasından elini çekmeli.

ziya_pir

* Hollanda ifade özgürlüğü konusunda eleştirilirken Türkiye’de ifade özgürlüğü baskısı var, HDP’li vekiller cezaevinde, Bakanların Cizîr’e girememesi gibi olaylar yaşandı…

Çok garip bir durum. Bizim üç bakanımız var. Bu bakanlar Türkiye’yi maymuna çeviriyor. Bunlar İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ve Dışişleri Bakanlarıdır. Hollanda diyor ki “gelme benim ülkeme.” Bunlar da diyor ki havadan girmesek karadan gireceğiz. Bu kadar komik olunabilir mi? Bu bakanlar Türkiye’nin AB ile ilişkisinin kesilmesi için ellerinden gelen herşeyi yapmaya çalışıyor. Hollanda ile kriz komiktir. Bizim Eşbaşkanımız Selahattin Bey’i Cizre’ye sokmadılar. Bırakalım Cizre’yi bizi Sur’a sokmadılar. Benim kafama polis silah dayadı. “Bizim vekilimiz değilsin, çek git burdan” diyerek beni geri çevirdiler. İl binamızın önünde bir açıklama dahi yapamıyoruz. En ufak bir basın açıklamamıza tazikli su ve silahla saldırıyorlar. İnsan bu tablo karşısında üzülüyor. Hollandalılar AKP’ye AKP gibi cevap verdi. Etme bulma dünyasıdır. AKP mağduriyet edebiyatı yapmamalı. Hollanda hükümeti, AKP’ye ayna tuttu ve “siz busunuz” dedi.

* Bugün AKP’nin Avrupa ile yaşadığı sorun etrafında MHP ve CHP birbirlerine kenetlendi. Bu tabloyu 15 Temmuz’a benzetiyor musunuz?

Yenikapı ruhu tekrar canlandırılıyor. CHP her zaman bunu yapmıştır. CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, 1990’lı yıllarda Lice’de sokağa çıkma yasağı varken Bakandı. Yasaktan dolayı Lice’ye giremedi ve Diyarbakır merkezde bir otelde açıklama yaptı. Baykal o zaman açıklamasında şöyle konuştu: “Ben her zaman devletin yanındayım. Beni bırakmasalar da olur.” Baykal’ın bu zihniyeti devam ediyor. CHP Avrupa ile yaşanan sorun da bir kez daha AKP’nin kuyruğuna takıldı. Kendi karakteri tam olarak oluşmamış bir partidir. İki karakter arasında gidip geliyor. Bir damar ulusalcı diğer damar ise sosyal demokrat damar. Ama öyle görünüyorki bu ulusal damar daha güçlü.

Yani ne zaman AKP yenilgi ile karşı karşıya ise her zaman CHP onun yanında olmuştur. En son dokunulmazlıklar kaldırıldığında “Anayasaya Aykırı ama biz dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyeceğiz” diyen CHP’den ancak bugün yaptığı açıklamalar beklenebilir zaten başka da birşey beklenemez. MHP zaten belli. Siyaset üretemeyen devlet ne derse odur.

“Hayır” şu anda zeten önde. ama AKP’nin alacağı birkaç oy bile belirleyici olacaktır. Bazı kesimler hala kararsız. Hemen hemen bütün partilerde bu var. AKP bunları yanına çekmek için her şeyi yapacaktır. Kutuplaşmaya gidecektir. Ama korkarım Türkiye’de bir patlama yapabilirler. Hayırcıları sıkıştırmak için. Yine Kürtlerin kazanımlarına saldırılabilirler. Ya Irak ya da Suriye’de bir macera yapabilirler. Bunların amacı hep ‘Evet’in oylarını artırmak için olacaktır.

* Önce Xerabê Bava ardından Lîcê… Sizce köylere yapılan bu operasyonlar ve köylülere yönelik baskılarla ne amaçlanıyor?

Süleyman Soylu’nun “bu iş bitecek söylemleri” oldu. Ama birşey çıkmadı. En son Koruköy (Xerabê Bava) köylülerine işkence ve baskı yapıldı. Ama bu tutmadı. Şimdi bunu Lice’de yapıyor. Bundan da sözde bir başarı hikayesi çıkarıp “Evet’i yükseltmeye çalışıyorlar. Ama bu köylüleri cezalandırmaktan başka birşey değildir. Bu Soylu’nun boyundan büyük ettiği lafların sonucudur. Olan bizim köylülerimize ve köylerimize oluyor. Bunun adı da zulümdür.

Halk zülme ‘Hayır’ diyecek

* Amed’de referandum öncesi yaptığınız çalışmalarda ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Bizim çok sayıda çalışan ve yöneticilerimiz gözaltına alındı. Kulp’a gönderilen “Hayır” ile ilgili bayraklar ve flamalara el konuldu. Onları alan askerler de “Aa iyi ki getirdiniz. Bizim de odunumuz kömürümüz bitmişti.” Deyip el koyup yaktılar. Sokağa çıkmamıza izin verilmiyor. Bütün çalışmalarımız engelleniyor. Bir broşür dağıtmamıza izin verilmiyor. Bölgede HDP’nin “Hayır” bildirisini dağıtamıyorsunuz. Sokakta gözaltına alınıp darp ediliyorsunuz. Ama halkımız şunu biliyor. Sandığa gittiğinde AKP’nin zulmüne “Hayır” diyecek. Çünkü bu halkın cenazeleri sokaklarda bekletildi, cenazeler zırhlı araçların arkasında sürüklendi, insanlar diri diri yakıldı. Yani insanlarımız buna “Hayır” diyecek.