Köşe yazarları

Rakka Hamlesi ve etkileri


SELAHATTİN ERDEM*

Demokratik Suriye Kuvvetleri(QSD) “Büyük Savaş” adıyla yeni bir Rakka Hamlesi başlattı. Hedef olarak Rakka şehir merkezinin DAİŞ’ten kurtarılması ve özgürleştirilmesinin amaçlandığı açıklandı. Söz konusu hamlenin, büyük Rakka Operasyonu’nun son hamlesi olduğu belirtiliyor. Böylece faşist DAİŞ çetelerinin, “Başkent” olarak ilan ettikleri Rakka’dan da çıkartılmaları hedefleniyor…

(…) QSD’nin Rakka Operasyon Karargahı, hamlenin planlandığı gibi yürüdüğünü ve birliklerinin şehir içinde de başarıyla ilerlediğini belirtiyor. Artık DAİŞ efsanesinde sona doğru gelinmekte olduğu anlaşılıyor.

Kuşkusuz söz konusu hamle başarıya ulaşır ve Rakka QSD’nin eline geçerse ve böylece DAİŞ başkenti olan Rakka’da da yenilgiye uğratılırsa, o zaman bunun siyasi ve askeri sonuçları çok fazla olacaktır. Suriye’deki siyasi ve askeri dengelerde çok ciddi bir değişiklik yaşanacağı gibi, Irak ve Ortadoğu’daki siyasi ve askeri dengeler de değişecektir… Hatta Rakka Hamlesi’nin başlaması ardından Türkiye ve İran’ı da yakından etkileyen yeni politik ve askeri olaylar yaşanmış durumdadır.

Öncelikle Suriye’nin doğusunda, yani Suriye- Irak-Ürdün sınır hattında yaşanan yeni askeri olaylardan söz etmemiz gerekiyor. QSD’nin bu hattı tümden ele geçireceğinden korkmuş olacak ki, İran Devleti “Haşdi Şabi” adıyla örgütlediği güçleri Şengal’den başlayarak sınır hattı boyunca hemen harekete geçirmiş ve birçok alanı DAİŞ’ten almış bulunmaktadır. Aynı zamanda Esad Kuvvetlerinin de aynı mıntıkada batı hattından hareketlendirilmesi yaşanmıştır. (…) Tüm bu güçlerin İran Devleti tarafından yönlendirildikleri bir gerçektir.(…)

Açığa çıkıyor ki, İran Devleti QSD’nin Suriye- Irak sınırında ilerlemesinden korkmakta ve bunu engellemek istemektedir. Zira bilmektedir ki, Rakka’nın kurtarılması ardından Derizor ve çevresi gelecek ve böylece Suriye-Irak sınırı tümden QSD tarafından denetlenir olacaktır. Bu da İran’ın bölgesel çapta öngördüğü “Şii Kemeri” planının önünü kesecektir. Böyle bir durumda Tahran-Beyrut kara bağlantısı kurulamayacaktır. Oysa İran devleti söz konusu projeyi bölgesel hegemonyasının esası olarak görmekte ve gerçekleşmesi için yoğun bir çaba harcamaktadır.

Rakka operasyonunda QSD’nin önünü kesmek için AKP faşizminin ne kadar büyük bir çaba harcadığı bilinmektedir. Yine yeni ABD Başkanı’nın İran’ı “Terörü desteklemekle” suçlamasının esasında Doğu Suriye’deki mücadeleden kaynaklandığı yoğunca değerlendirilmiştir. Hatta ABD’nin Ürdün’ün başkenti Amman’da askeri birlikler eğiterek söz konusu alana yerleştirmek için askeri hazırlık yaptığı bile söylenmektedir. (…) Fırat’ın batı yakasındaki Kuzey Suriye kavgası ardından şimdi de Doğu Suriye kavgası yoğunlaşmış bulunmaktadır.

Bu noktada esas anlaşılması gereken husus, bölgeyi ciddi biçimde sarsmış olan “Katar Krizi” ve İran’ın başkentindeki askeri olaylar ile söz konusu kavganın ne oranda ilişkili olduğu konusudur. Zira QSD’nin son Rakka Hamlesi ve Haşdi Şabi’nin Şengal’e ve sınıra yönelik askeri hareketliliği ardından söz konusu olaylar yaşanmıştır. Örneğin, Tahran’da hem İmam Humeyni’nin mezarına ve hem de İran Meclisi’ne yönelik askeri saldırılar olmuştur. (…) Her ne kadar söz konusu saldırıları DAİŞ’in üstlenmiş olduğu açıklansa da, bunu sadece bir DAİŞ inisiyatifi olarak görmek de gerçeği tam ifade etmez. (…) Ve bu saldırıların İran Yönetimi’ne verilen çok güçlü mesaj olduğu da kesindir. Acaba Haşdi Şabi’nin Irak-Suriye sınırındaki hamlesine karşılık olarak İran Yönetimi bu biçimde uyarılmış mıdır? İran Yönetimi’ne, “Sen böyle yaparsan, o zaman savaşı kendi evinde bulursun” mu denilmiştir?

Belli ki Tahran’daki saldırılar hem ciddi ve hem de karışıktır. Bunların arkasında ABD politikalarının olduğu ve de Suudi Yönetimi tarafından yaptırıldığı güçlü olasılıktır. Eğer böyleyse, o zaman Ortadoğu’daki Üçüncü Dünya Savaşı’nın İran alanına fiili yayılma sürecinin başlamış olduğu söylenebilir. Yani bu tür saldırılar tekil kalmayacak, arkası gelecektir. (…)

Tabi Katar krizinin bundan daha karmaşık olduğu kesindir. Nitekim ABD tarafından başlatılan bu kriz Arap aleminin büyük bir kesimini içine alarak küresel bir olay haline gelmiştir.(…) Burada öncelikle sorulması gereken şudur: Acaba ABD Başkanı neden daha önce veya sonra değil de Doğu Suriye mücadelesinin kızıştığı bir süreçte söz konusu krizi başlatmıştır? Belli ki Katar krizinin önemli bir boyutu da Doğu Suriye’dir.

Tabi Katar krizinin bundan daha karmaşık olduğu kesindir. Nitekim ABD tarafından başlatılan bu kriz Arap aleminin büyük bir kesimini içine alarak küresel bir olay haline gelmiştir.(…) Burada öncelikle sorulması gereken şudur: Acaba ABD Başkanı neden daha önce veya sonra değil de Doğu Suriye mücadelesinin kızıştığı bir süreçte söz konusu krizi başlatmıştır? Belli ki Katar krizinin önemli bir boyutu da Doğu Suriye’dir.

İçerik ise şöyledir: Mevcut Katar yönetimi “Teröre maddi destek vermek” ile suçlanmaktadır. Görüldüğü kadarıyla Katar Yönetimi de bunu inkâr etmemektedir… Çünkü DAİŞ’i finanse eden güçlerin Suudi, Katar ve TC ittifakı olduğu bilinmektedir. Nitekim Erdoğan Yönetimi söz konusu suçlamaya en başta ve herkesten çok tepki veren güç olmuştur. Çünkü söz konusu suçlamanın kendisine de yapıldığını hemen anlamıştır. (…) Dahası ABD Katar Yönetimi için maddi soruşturma başlatırken, AB de AKP Yönetiminin AB tarafından kendine verilen iki buçuk milyar euroyu nerede kullandığının araştırılması süreci başlatmıştır.

Daha ilginç olan, Katar Yönetimi tarafından DAİŞ’e mali destek verildiği gibi, benzer biçimde Haşdi Şabi’ye de mali destek verilmiş olduğunun açığa çıkmış bulunmasıdır. (…) Meğer gizli-kapaklı ne kadar kirli ilişki varmış? (…) QSD’nin başlattığı ve başarıyla yürüttüğü Büyük Rakka Savaşı’nın birçok başı yakacağı şimdiden anlaşılmaktadır.

*Kaynak: Yeni Özgür Politika