Köşe yazarları

Hassas mübadele


Yıkım anlarına denk gelir genellikle, çöküş bunu temellendirir. Bugünler için düşük çıkarlarına elden çıkaracağı kıymetli bir şeyleri muhafaza etmiştir tamamlayıcı çoğunluk. Değeri belirleyen, piyasanın niteliği. Gecikmek, yitirmektir bu anlarda. Zamanın akışı durdurulamaz, öyleyse vakit geçirmeden kurtulmalı herkes yükünden, onu dibe çeken içindeki beşeri ağırlıktan. Bizi parçalayarak içine alan, bizi bir bütün olarak dışta tutanı kolayca harcayabilmeli. Sanki hayatta kalmanın başka bir yolu yokmuş gibi. Kişisel olan tümleşmiştir, öyleyse özne olarak taşınabilecek hiçbir sorumluluk da kalmamıştır. Onur diyelim, kişisel tavrı yitirdiğinde genelin tutumunda beliren eğilimi onursuzluk gibi taşımaz. Ortak suçluluk, gönülden benimsenmiş bir ödevdir, duymayan ve bununla uyuşmayan da kalmadı zaten. Zaman azaldı, üstünde düşünülecek bir şey olmaktan da çıktı bu. Birleştiren, her şeyi ayrıştırandı vaktiyle, unutuldu o da. Herkes, herkesten alacaklı artık, birbirimize en kötüyü borçlandık çünkü. Alımı ve satımında kimsenin zararlı çıkmadığı bu hassas mübadelede, yanlışlığı doğrulanabilecek hiçbir suçluluk kalmadı.

Bilime erişecek kadar topluluk düzenine derli toplu olmuş bir duygusuzluk, şiire varacak bir düşüncesizlik, kişiyi önce kendisinden sonrasında ise herkesi herkesten kurtarabilir. İnce zevklilik, kibarca bir küçümseme, ne kadar güçlü olursa olsun en dayanıklı ilkeyi gereksiz kılabilir. Kendi başınalık, genelin içinde eriyenin gördüğü varlık düşü, bütünlük içinde çözülmeyi betimleyen yalnızlığın korunmuş yüzü. Yıkım, yalnızca yoklukta eşitlemiyor, imgelemsiz öngörüyü de herkes adına korumuş oluyor. Soluk alma karşılığında içindeki ağırlıktan kurtulduğunda, eşitlenmiş olana her şey fazla gelir. Bu değer yitiminde, sadece iflasla gelen özgürlüğün kuşanabileceği o hafiflik duygusu vardır. Uçuşur, akıp gider her şey. Zorunlu kılan sorumluluk, soluğu düzenlemez artık. İçte ayrışıp serbest kalan, tümlenebileceği bir düşünceden, o da anlamdan kurtarır.

Yıkımdan geriye kalan boşluğu yalnızca kendileriyle dolduranların başına gelen bir şeydir bu; kendilerine yer açabilmek, aynı kaderi paylaştıklarıyla birlikte o aralığa sığabilmeleri için, içinden bir şeyleri salıvermeleri gerek her birinin. Fazla yer kaplayan ağırlığınca kıymetli ne varsa, kıymetsizliğine uçucu olanla değişivermeli vakit geçirmeden. Önce bellek, o bütün kalıntılardan, susmak bilmeyen seslerden, azap veren görüntülerden arınmalı ki, ateşe veren düşüncelerden sıyrılıp sükuneti bulabilsin beyin. Anı hem yüce hem de önemsiz kılan hatıralar dağılıp gitmeli ki, geçmişin bütün yükü demek olan yüksek erdemlerin altında sıkışıp kalan yürek durulabilsin. Anılar yoksa, rahatsız edici bir şey de yok demektir. Herkesi bitkisel bir huzurda birleştiren, herkese tedirgin ve yıkıcı korkuyla gelen aynı suçluluğun ortak huzursuzluğu.

Hatırlanacak bir yiğitlik kalmamışsa, korkaklıkla anılacak bir eylem de bulunmaz. Duyumsayan bir güzellikten, hissedilir bir iyilikten geriye bir şey kalsın istemiyor, herhangi bir merhamet belirtisinin de. Anımsamanın ya da herhangi bir yargılamanın konusu olmaktan beraat etmiş kötülük ve acımasızlık, başka türlü onaylanmış olağan bir düşünüş hükmünde nasıl ömür sürsün yoksa? Yenilginin sinmediği ve bozamadığı hiçbir iç kuvvet kalmadı. Yıkıma maruz kalanın, öncesini bir çırpıda silip kendini hatıralarından sonraki zamanın bir varlığı olarak kabullenmesi bu yüzden.

Herhangi bir erdem, sıradan herhangi bir insanca eylem, kör ve sağır kalmayan herhangi bir duyarlık, bunların hiçbirinin yokluğu incitici gelmez. Önce izleyicisi sonra onaylayıcısı kılındığı barbarlık, hep solmadan donup kalmış bir andır orada. O anın içinde herkes, herkesle birlikte sızıp kalmıştır. Bir ömür taşınan ağırlıklardan bir çırpıda kurtulmanın verdiği hafiflik duygusu, önce kurban olarak sonra da yaşayanlar olarak bütün bir toplumu suç ortaklığının “suçsuzluğunda” birleştirir. Yıkımın erişemeyeceği hiçbir şey kalmadıysa, arınmışsa bellek ve uçup gitmişse anılar, özünde kimse borçlu değildir aslında, hiç kimse de alacaklı. Her şeyini satıp “hiçbir şeyi” her şeyin paltosu olarak sırtına geçirdiğinde, kişiliğinin eriyip suçsuzluğuna bütünleştiği kalabalığın içinde hiç kimse üşümüyordur artık. Utanç ve ürperti, geçersiz bir inanç soğukluğu ondan sonra. Bütün erdemler oracıkta aynı anda can vermiştir çünkü, sadece gururdan da değil, elden çıkarıldıkları fiyatı işittiklerinde, duydukları aşağılanma yüzünden biraz da.