Köşe yazarları

Kürt düşmanlığı uhusunun kullanım tarihi Ve İdlib’i işgal etmenin BM’deki neticesi


Bölgesel devletler “birleşti”. Alkışlıyoruz. Ne kadar da uyumlular, onlardaki ahenk darbukacı Abdürrahimin ritminde bile yok. Kürdün karşısında aslan kesildiler. Birisi İdlib’den Efrin’e dolanmaya kalkışıyor, öteki Kerkük’e uzanıyor.
Kim bunlar? Irak, İran, Türkiye…

Kulağa çok tanıdık geliyor. İnsanın gözü Paıkistan’ı arıyor aramasına da, şimdilik bulamıyor. Onun elinde nükleer oyuncakları var, “güzel mi güzel”.

Tanıdıkların tarihi eski. Önce Bağdat Paktı’nda bir araya gelmişlerdi. Sonra adı CENTO oldu. Türkiye, Irak, İran ve Pakistan ile Birleşik Krallık arasında Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş bir askeri anlaşmaydı. 1955’yılında kuruldu. 1959’da CENTO adını aldı. Ve 12 Mart 1979 tarihinde önce Pakistan’ın, ardından da Humeyni İranı’nın çekilmesiyle çöktü.

Şimdi bu unsurlar, Kürd düşmanlığı “uhusuyla” birbirine yeniden yapıştı.
Ama bu birlik “uhu” tutmaz. O uhunun kullanım tarihi geçmiş. Aralarındaki anlaşmlalar geçicidir. Bakın “DAİŞ’e karşı savaş” esnasında Kürdün karşısındaki sessizlik, DAİŞ şu sıralar Rakka’da can çekişmeye başlayınca yerini Kürt düşmanlığı haykırışlarına bıraktı.

Sonrası ne olur?

Olacak iş değil ama, bunlar Kürdistan’da amaçlarına ulaştıkları anda, şimdi “tatil” edilen “mezhepler arası savaş” amansız bir şekilde yeniden başlayacaktır. İran Kürdistan’a vururken, asıl olarak sünni Araplara son darbeyi indirmeye hazırlanıyor. Şii hilali’nin yolu Kürdistan’a “hakım olmaktan” geçiyor. Kerkük saldırısı mezhep savaşlarını yeni bir aşamaya yükseltmenin arefesidir.

Bizim hamakat erbabı sanıyor ki, Kerkük’te örgütledikleri “sünni Türkmenler” bu işten kazançlı çıkacak. İran ve Iraklı şii milisler hiçbir şekilde Türkiye’ye bağlı bir sünni Türkmen gücüne izin vermeyecektir.

Vermeyince ne olacaktır?

Mezhep savaşlarından parsa kopartmak isteyen iktidar çevreleri, yeniden İran’la cephe cepheye gelecektir. Buna mecburdur. Çünkü İran Kürdistan’a egemen olmaya ve oradan Ortadoğu’da biricik bölgesel güç haline gelmeye çalışıyor. O kazanırsa Türk emperyalizmi kaybeder, Türk emperyalizmi kazanırsa İran emperyalizmi kaybeder.

Kürt halkı, dört parçadaki muazzam ve tarihi mevcuduyetiyle, bölgede süper küresel güçlerin paylaşım savaşlarına ve bölgesel devletlerin mezhep kavgasıyla kamufle etmiş Pazar kavgalarına karşı biricik güvenilir güçtür. Dört parçada örgütlenen ve güçlenen Kürtler, Ortadoğu’nun hem “Müslüman, hem çok mezhepli, çok dinli, çok etnili demokratik ulusunu” yaratma yolunda akıllara durgunluk veren adımlar attılar.

Kürt düşmanlığı bölgesel emperyalist devletleri geçici olarak birbirine yapıştırır. Bunun arkası savaştır.
Dört parçadaki Kürtlerin birliği o dört parçanın içinde yer alan devletlerin bölgesel emperyalist saldırganlığını dengeler, adım adım bu devletlerin halklarını demokratik ulus içinde birleştirdikçe, halklar arasında düşmanlıkları kışkıtmanın temieli havaya uçar, bu da egemenlerin militarist, emperyalist savaş siyasetlerini çökertir.
Bütün barış yanlıları, bütün insanlık gözünü şimdi Kerkük’e, İdlib’e, Efrin’e dikmeli.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın nasıl sonuçlanacağı burada olan bitene bağlıdır.
Kürtlerin kazanması herkes için, bütün halklar, milletler, dinler, mezhepler ve kültürler için zafer olacak. Tersi ise bütün bu sayılanlar için sonu belirsiz bir kanlı girdapta sürüklenişe yol açacak.

Ve yazıyı bitirirken, şu anda AKP’nin emrindeki tüm askeri, diplomatik ve idari kurumlara bir hatırlatmada bulunacağım: Bir takim aptallar, köşelerinde İdlip işgalinin Suriye hükümeti tarafından desteklendiğini yazsalar da, gerçek tersinedir, geçtiğimiz gün Suriye’nin meşru hükümeti, resmi ajansı SANA üzerinden Türkiye’yi topraklarından çıkmaya çağırdı ve İdlip operasyonunun Astana anlaşmasıyla alakası olmadığını ilan etti.

Bu ne demektir biliyor musunuz?

Şimdi değil, ama kriz ve savaş sona erdiğinde, artık savaştan galip çıkacağı kesin olan Esad rejimi, Türkiye’yi BM nezdinde topraklarını işgal etmekle suçlayacak…

Çekin elinizi. Yanarsınız. Zarrab mahkemesinden de beter olur haliniz.