Bizi takip edin

Köşe yazarları

solcu ne yapar?

->

-> 12

bir hatırlatmayla başlamak istiyorum. küreselleşmenin en önemli sonucu yoksulluğun da küreselleşmesi oldu. belki otuz yıl önce, örneğin almanya gibi bir ülkenin işçi sınıfı, ciddi refah koşullarında yaşarken artık öyle değil. evet, yine farklı ülkeler arasında refah açısından önemli farklar var ama sosyal devletin çöküşüyle birlikte, belki açlık değil ama gelecek endişesi, yetersiz beslenme, sağlık hizmeti alamamaktan ötürü, aslında tedavi edilebilecek sebeplerle hayatını kaybetmek gibi şeyler bütün dünyada yaşanır oldu. bu durum, üretim araçlarının mülkiyetini kamulaştıracak, üretimin kârdan başka saiklerle örgütlenmesini sağlayacak bir devrimi güncel hale getiriyor. bırakın yoksulluğa çare olmayı, çevresel felaketleri engellemek için bile buna ihtiyacımız var.

ama devrimin güncelliği, esas olarak tarihsel değil teorik. sadece şu anda dünyanın çok az yerinde böyle bir ihtimal belirdiği için değil, birçok yerde hüküm süren rejimler böyle kapsamlı bir altüst oluş gerektirmeden çözülebileceği, en azından geniş kitleleri böyle düşündürdükleri için. sermayenin ortadan kalkabileceğini havsalası almayan insanlar, bağımsız bir devlet kurabileceklerini, ülkelerini yöneten diktatörlüğü alaşağı edebileceklerini akla yakın buluyor ve bunun için harekete geçebiliyorlar.

öte yandan, bu noktadan bağımsız olarak, dünyanın her yerinde daha iyi çalışma koşulları için mücadeleler yükseliyor; topraksız köylülerin hareketleri var, kadınların mücadelesi birçok ülkede çok güçlü, çevre hareketleri etkili. bunların hepsi solun devrimci biçimlerinin de gelişip serpilebileceği alanlar, zaten hepsi de sol mücadelenin kapsamı içinde.

solun bunların içindeki rolü ve işlevi nasıl olabilir? bununla ilgili üç farklı şey tanımlayabiliyorum. bu hareketleri yönlendirmeye çalışmak, bu hareketlerin kapitalizmi güçlendirecek bir biçim almasını engellemek, bu hareketler içinden güç toplamaya çalışmak.

bunların hepsi ayrı ayrı üzerinde durulmaya değer. kendi adıma birincinin yani süren bir hareketi yönlendirmeye çalışmanın olumsuz sonuçlar verdiğini gezi’de tecrübe ettik diye düşünüyorum. aynı şeyi bir kere daha, defalarca deneyenler olacaktır tabii ama farklı sonuç alınması ihtimali az bence.

fakat diğer iki ihtimal gerçek birer alternatif olarak önümüzde duruyor. sol hareketler, önümüzdeki dönemde akp karşıtı hareketin bir restorasyonla sonuçlanmasını yani bu hareketin kapitalizmi güçlendirecek bir biçim almasını engelleyecek şekilde bir müdahalede bulunacak mı?

ilk bakışta bu sorunun cevabı; “tabii ki” gibi görünüyor. ama akp karşıtı hareketin kısa vadede bir sonuç almasının çok zor olduğu açık. gezi’nin yenilgisi birçok insanı umutsuzluğa sevk etti, yükselen baskı onları sindiriyor ve daha önemlisi, güçlerinin yettiği bir siyasal faaliyetin etkisiz olduğuna inanıyorlar ki bundaki doğruluk payı yüksek. yani akp karşıtı kitleler, şimdilik gelişmeleri izlemeyi tercih edecek gibi görünüyor. karamsarlığa devam edeyim; solun bu insanları harekete geçirecek bir güç olması da zor. bu şartlarda ortam tabii ki sistem içi oyunculara kalıyor. bunu engellemek mümkün mü? bence en azından denemeye değer. bu da, bu oyuncuların niteliklerine işaret ederek değil, bugüne kadar denenenlere benzemeyen, daha fazla insanı kucaklayabilecek, başka bir hat inşa ederek mümkün olabilir ancak. farklı önerileri dinlemeye ve ikna olmaya hazırım ama eskisi gibi devam edilebileceğine aklım yatmıyor.

bir başka alternatif daha var tabii. bu hareketin içinden güçlenerek çıkmaya çalışmak. yani sistemin restorasyonuyla, yeni oyuncuların sahneye çıkmasıyla, yani bir iktidar değişikliğiyle son bulacak ama yeni rejimin temel unsurlarının süreceği bir yenilenme ânında bıraktığı yerden devam etmek üzere hazırlık yapmak. bu güçlerini koruyarak ve siyasal iktidarı etkilemeyecek faaliyetler yürüterek olur. ama şunu da unutmamalı bence. iyi parti gibi bir iktidar alternatifi eliyle yaşanacak bir değişim aslında çok az şeyi değiştirecek. iki sebeple: birincisi yeni rejimin omurgasını eğitim sistemi ve medeni kanun oluşturuyor. bunlardaki değişimin yarattığı tahribat kolay kolay onarılacak gibi değil; değişeceklerini varsayacak kadar iyimser olsak bile. ikincisi, siyasal baskı ortamının yumuşayacağına ilişkin de pek bir emare yok. üstelik böyle bir “tazelenme” örneğin hayır cephesinde yer almış birçok insanda en azından kısa vadede ümit yaratacak. bence solun bugün ne yapması gerektiğini düşünürken bunları dikkate almakta yarar var.